15- Fabllar ve Masallar

  FABLLAR VE MASALLAR

   Hiç düşündünüz mü, fabllar ve masallar çocuklarımızı geleceğe ne kadar hazırlıyor? Fabl ve masalların insan yaşamındaki yeri ve önemi nedir? Okurlarımla karşılıklı sohbet etme şansım olsaydı bu soruma çok değişik ve güzel yanıtlar alabileceğime emindim. Ancak ben yazar, siz de okur olduğunuza göre, sorumun yanıtını yine benden almak, işe benim penceremden bakmak durumundasınız. Ancak takdir her zaman olduğu gibi sizlerin.

   Fabl; kahramanları genellikle hayvan ya da bitkilerden seçilen, sonunda bir yaşam dersi bulunan yazı türüdür. Fabllar, insanların kusurlarını düzeltmeye yönelik bir işlev görmektedir.

   Masala gelince. Genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağza ve kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşmış, çoğunlukla olağanüstü durum ve olayları, yine olağanüstü kahramanlarla anlatan, hayâl ürünü halk hikâyelerine masal denilmektedir.

   Sözü daha fazla uzatmadan konuyu, fabl ve masalların çocuklarımızın yaşamında ne gibi olumsuz etkileri olduğuna getirmek isterim. Konuyu önce fabllar açısından ele alalım.

   Fransız yazar La Fontaine’in, hepimizin bildiği Ağustos Böceği ve Karınca fablını ele alalım. Malum fablı hepimiz biliriz. Bu nedenle anlatmama gerek olmadığı düşüncesindeyim. Asıl konuya gelelim.

   Bilimsel olarak biliyoruz ki bir ağustos böceği, doğmadan önce toprağın altındaki bir larvada yaklaşık olarak on iki yıl kadar beklemektedir. Oniki yıl süren bir hapis hayatından sonra dünyaya gelen bu gariban böceğin ömrünün ne kadar olduğu, adından bellidir: Ağustos! Yani topu topu bir ay.

   Şarkı söyleyen de yalnızca erkek ağustos böceğidir. Çünkü dişi, en güzel şarkıyı söyleyen erkeği kendine eş olarak seçecek ve çiftleşecektir. Düşünsenize, oniki yıl toprağın altında bekledikten sonra dışarı çıkacaksınız, ömrünüz bir aycık, bir eş buldunuz buldunuz, bulamadınız, el fatiha! Siz olsanız çalışır mıydınız diye sormak geliyor içimden.

   Bu bilimsel gerçeğe dayanarak, meşhur Fransız Fabl yazarı LA FONTAINE, üç yüz yılı aşkın bir zamandır Karınca ile Ağustos Böceği fablıyla çoluk çocuğumuzu külliyen kandırmış oluyor. Neymiş efendim? Bütün bir yaz şarkı söyleyip çalışmayan ağustos böceği, kış günü aç kalınca gidip, karıncanın kapısını çalıp yiyecek istemişmiş. Zaten bu zavallı hayvan ağustos ayında dünyaya gelip, aynı ay hakkın rahmetine kavuşuyor. Bütün bir yaz şarkı söylemesi olanaksız, çünkü yaz mevsimi hepimizin bildiği gibi üç aydır. Ayrıca, kış günü ortalıkta ağustos böceği gören var mı? (Üç kağıtçıların önde gideni La Fontaine ile karınca kardeş hariç!)

   Bir başka örnek de Karga ile Tilki fablıdır. Bu bilindik fablda da karga, göz göre göre aptal yerine konmaktadır. Oysa bugün biliyoruz ki karga, dünyanın en zeki hayvanlarından birisidir. Şimdi kendimize şunu sormalıyız: Çocuklarımız bilimin ışığında mı yoksa yalanların gölgesinde mi yetişmeli?

   Masalların olumsuz etkilerine gelince:

   Sıradan bir masalı örnek olarak ele alalım. Falanca diyarların tek hükümdarı olan bir iyi yürekli sultanın üç şehzadesi vardır. Bu şehzadeler yaşları kemâle erince, kısmetlerini aramak için sultan babalarının elini öperek yola çıkarlar. Önce büyük şehzade, ardından da ortanca şehzade yola çıkarlar. Yolları üzerindeki ya bir dudağı yerde bir dudağı gökte olan devle ya da kötü yürekli cadı ve büyücülerle savaşırlar. Sonuçta bu savaşı kaybederler ve sihirle ya bir hayvana ya da bir heykele dönüştürülürler.

   Kısmetini aramak için ağabeyleri gibi yollara düşen küçük şehzade, yolu üzerindeki bütün kötülüklerin üstesinden gelir. Zümrüdüanka Kuşu’nun sırtında en uzak diyarlara gider ve falanca diyarın sultanının küçük kızına aşık olur. Kızla evlenmek için kızın babasından izin alan şehzade, müstakbel eşi ve kırk deve yükü çeyizle birlikte kendi ülkesine döner. Kırk gün kırk gece düğünden sonra onlar muratlarına ererler. Gökten üç elma düşer, bu elmalardan biri şehzadeye, biri hanım sultana biri de biz okuyanlaradır.

   Bu masallarla büyüyen çocuklar, hayallerini süsleyen eşi bulup evlendiklerinde artık mutluluğu yakaladıklarına, her şeyin ölüm kendilerini yakalayıncaya kadar yolunda gideceğine inanırlar. Oysa aslında hayat masalı, gökten bu üç elmanın düşmesinden sonra başlamaktadır. Geçim derdi, kaynana ve kadın dırdırı, çocukların hastalıkları, dertleri, sorumlulukları ve daha nice sayamadığımız sorun. Bu dertlerle tanışıp duvara toslayan yeni evliler, soluğu ya mahkemede ya da psikologda almaktadırlar.

   Masal deyip de geçtiğimiz bu masum anlatıların da tıpkı fabllar gibi, çocuklarımızı geleceğe nasıl da yanlış hazırladığını bilmem anlatabildim mi? Ne zaman biri çıkar, bu masalların sonunda düşen üç meyvenin, elma değil de ayva olduğunu çocuklarımıza anlatır, işte o zaman çocuklarımızın yaşama bakışları değişmeye başlar. Çünkü gelecekte kendilerini nelerin beklediğini bilerek ve önlemini alarak yaşarlar. Kalın sağlıcakla.

   Önemli Not: Bu yazı, tebessüm ettirme ve düşündürme amacıyla kaleme alınmıştır. Fablların ve masalların edebiyatımızdaki öneminin tartışılmaz olduğunu vurgulamak isterim.



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam24
Toplam Ziyaret86705
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.09202.0958
Euro2.81722.8223
Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 34° 18°
Saat