14- Bizim Bakkallarımız Vardı

 BİZİM BAKKALLARIMIZ VARDI

Bizim bakkallarımız vardı. Hani analarımızın:

 - Kızım koş bakkaldan 2 ekmekle 5 yumurta alıver, dediği bakkallarımız. Ya da babamızın:

 - Mehmet oğlum, koş bakkaldan biraz peynirle bir şişe rakı kap gel, dediği bakkallarımız.

Yaşadığınız semtin sokaklarına bir bakın. Bakkal görüyor musunuz hiç? Hayır mı? İyi bakın mutlaka olmalı! Hâlâ mı görmüyorsunuz? Haa! Siz, Hâlide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal’ı gibi bir bakkal arıyorsunuz da ondan göremiyorsunuz. İyi bakın, şimdi o bakkallar hâlâ yerli yerinde duruyor ama isimlerinin yerinde yeller esmekte.

Bakkal sözcüğünün etimolojik kökü bakl sözcüğü olup, Arapça’da sebze anlamına gelmektedir. Bakliyat sözcüğü de bakl sözcüğünün çoğuludur. Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde, sebze satılan dükkanlara bu nedenle bakkal denilmekteydi. Zaman ilerledikçe bakkal sözcüğü; yiyecek, içecek, temizlik ve diğer gereksinim maddelerinin satıldığı dükkanlar için kullanılır oldu.

Osmanlı Devleti’nden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nde de bakkallar varlıklarını korudular. Her semtte, her mahallede sık aralılarla bakkallara rastlanmaktaydı. Bakkal Amca’lar, o semtlerin ve o mahallelerin konuşmaz ağzı, görmeyen gözüydü. Mahallede kim ne yapar, ederse bakkal amcaların hepsinden haberi olur, ser verip sır vermezler namuslarıyla çalışırlardı. Her müşterinin nabzına göre şerbet vermedeki maharetlerine de söylenecek söz bulunamazdı. Bu, yalnızca bakkalların değil, bütün mahalle esnafının dikkat ettiği bir terbiye ve edep anlayışıydı.

Osmanlı Devleti’nde, Tanzimat devrine kadar bütün bakkallar, gedik adı verilen izne bağlıydılar ve yalnızca Müslümanlar bakkal dükkanı açabilirlerdi. Yani her sermayesi olan kişinin, canı istediği yerde bakkal dükkanı açması olanaksızdı.

Tarihi belgeler incelendiğinde, gedik işlerine bakan devlet görevlisi kişiler ile Müslüman olmayanların sahtekarlık yapabildiklerini, Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıkların rüşvetle gedik belgesi elde ederek, bakkal dükkanı açtıklarını görüyoruz. Tanzimat’ın ilanından sonra azınlıklar da özgürce bakkal dükkanı açmaya başlamışlar, bozuk  ve bayat mal satmak, eksik tartmak gibi sahtekarlık, hırsızlık ve benzeri davranışlar, almış başını yürümüştür.

1680 yılında, Avcı Mehmed  olarak da bilinen Sultan IV. Mehmed zamanında, yapılmış Esnaf Nizamnâmesi’nde bakkallar için şu satırlara yer verilmiş:

- Müşterinin alacağı nesneyi eksik tartıp veren bakkalın hakkından gelinecektir.
- Teraziler boş dururken gözlerinin iki tarafı beraber olacaktır.
- Kullandıkları kıyyeler de (400 dirhem, yani 1.283 gram ağırlığındaki ölçü birimi, okka) aynı olacaktır.
- Her şeyin iyisini ve fenasını ayırıp satacaklardır, fenayı iyiye karıştırmayacaklardır.

Bu nizamnâmede, hamam ve berber gibi esnafın dükkanlarının temizliği hakkında uyarılar olmasına karşın, bakkalların temizlik kurallarına uyması konusunda en küçük uyarı bulunmamaktadır. Bakkalların temizlik kurallarına uyması konusundaki zorunluluk, Cumhuriyet döneminde konulmuş ama dikkatle uygulanmamıştır.

Eskiden bakkallarda, içinde; un, şeker, bisküvi, sabun, tuz, makarna, pirinç, nohut, fasulye ve benzeri maddelerin olduğu çuvallar bulunur, müşteri gereksinimini gramla ya da kiloyla alarak bakkala tarttırır ve borcunu deftere yazdırarak dükkandan ayrılırdı. Bakkallar, müşterilerinin borçlarını bir borç defterine kaydeder, alacaklarını genellikle ay başında müşterilerinden tahsil ederlerdi.

Bugün bakkalların yerini küçükten büyüğe doğru; market, super market, gross market, hiper market gibi İngilizce sözcükler aldı. Bizim bakkal dükkanlarının tam karşılığı, market dediğimiz dükkanlardır. Yukarıda: İyi bakın, şimdi o bakkallar hâlâ yerli yerinde duruyor ama isimlerinin yerinde yeller esmekte demiştim. Güzelim bakkal sözcüğümüz uçmuş, yerine İngilizce market sözcüğü getirilmiş.

Super market, gross market ve hiper marketler çok büyük oldukları için, müşterileri de binlerce olmakta. Bu kadar insana ciltler dolusu bakkal defteri yetmeyeceğinden olsa gerek, kredi kartı denilen cep canavarını icâd ettiler.

Bakkal Amca’larımızın bakkal defterleri; pis, yağlı, sayfaları kopmuş, hesaplar yapılırken karalanmış, çizilmişti. Bakkal Amca’dan başkasının, hesapların içinden çıkmak şöyle dursun, rakamları ve yazıları okuyabilmesi olanaksızdı. Kuruşlar liralara karışmıştı ve rakamlar alt alta gelmediği, basamaklar da aynı hizada olmadığı için toplama işlemini yapabilmek olanaksızdı. Bundan dolayı sayfaları buruşmuş, karalanmış, yırtık pırtık defterlere, Bakkal Defteri gibi deriz.

1980’li yıllardan sonra bakkal sözcüğünün yerini, market ve super market sözcükleri aldı. O yıllarda doğan bebeklerin çoğu, günümüzde bakkalın ne olduğunu bilmiyorlar ki bakkal defterini bilsinler.

Bizim bakkallarımız vardı!

Günay GÜNAYDIN
22.07.2009
Ankara



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam114
Toplam Ziyaret168507
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.58043.5947
Euro3.89743.9130
Hava Durumu
Anlık
Yarın
10° 18° 2°
Saat